1) 1 senedir mal mal okuyorum bu bloğu. ama harbiden mal mal okuyorum. ne olduğunu çıkardım. gerçi ne söylesem inkar edeceğin için veya kaile almayacağın için laf kalabalığı olacak salla. senin ana baba zengindi hacı onu bi desene senin deyiminle ANADOLU KAPLANLARINA. Son sınıf hukuk fakültesi öğrencisiyken bu bloğu okumaya başlayıp oha oha n’oluyo lan diyip binbir çeşit hayaller kurmaya başlayan ve 1 sene sonra okul bitince bir şeyleri tersten gören gençlerin içine işleme kendini EY ANONİM. Yazıktır günahtır. EY GENÇLER söylüyorum size yalan lan bunlar(en azından maaş kısmı) o maslak yapı kredi plazalarda falan(bak adınıda söyledim anla artık) kimse yeni başlayan (e)stajerlere 2500 falan vermiyor. KANDIRMA BİZİ KAVUNDAN ÇAKMA BOZULMUŞ AVOKADO.
Anonim: haklısın tatlım, sanırım 2.500’e artık kimse çalışmıyor. Alın size yeni rate’ler. Nerenin rate’i olduğunu da şöyle söyleyeyim, Türkiye’ye yeni gelen bir yabancı hukuk bürosunun açılış fiyatları bunlar? Nereden mi biliyorum, öhöö öhhöö çok yakinimmm olur sahibi, neyse
Etajer: 1000 EUR (0-1 year)
Junior: 1.8000 - 2.000 (1-3 years)
Mid: 3.000 - 3.500 EUR (4-7)
Senior: 5000 - 6.000 EUR (>8)
Maaşlı Partner: 10.000 EUR (45ini geçmemiş)
Partner: şu anda cote d’azur’da olduğundan confirm edemesem de priceless bir price…
2)Yani aslında avukatlık mesleği dahi paraya para katma mesleğidir. Eğer burslarla okulu bitirmiş bir işçi çocuğuysanız ve şans kapınızı kırmazsa(like me); İŞÇİSİN SEN İŞÇİ KALDIR olayın özeti.
3) anonim; hangi okuldan mezun oldun sen, allah aşkına söyle
Anonim:
4) Ocakta bir yıl olacak mesleğe başlayalı, 3 aydır uzağım adliyelerden. Ama kısacık sürede bile öğrendim ki, adliyeler üstüne filmler çekilesi, romanlar yazılası yerler. Koridorlarında her çeşit insan,her çeşit hikaye mevcut. Kötü hikayelerin hiçbirini saklamıyorum şimdilik. Talepleri imzalayan icra müdür yardımcısının önündeki beyaz tahtadaki parfüm sıkmayın,selam vermeyin yazısı, ağır ceza duruşmasında başkanın tutukluya ”ah ben de hapiste yataydım da, Foçada kalaydım” diyişini sakladım şimdilik..
Anonim: ümit vaadetmeyen bir üslup, tahmin ediyorum litigation?
5) Peki ya gerçek bir erkek olmak ve “50 hafta eşşek gibi çalışıyorum, ama 2 hafta da kimse beni aramasın sormasın artık” demek.. Bu da bir yöntem, en azınan belli yaşa gelmiş avukatlar bunu söyleyebilir bence korkmadan.. Ama empati de kurmak alzım ufaklıklarla, eminim gençsen bunu demen o kadar kolay değil. Çünkü daha patrondan öce bekçi murtaza kılıklı senior avukatlar “be iş bunu gerektiri, burada olmak bunu gerektiri, sırada çok kişi var, take it or leave it bik bik bik” eder biraz da yüksek sesle (patronum gör beni). Aslında esas neden şu, kendileri “looser” bu nedenle herkesin “looser” olmasını istiyorlar.
Anonim: Öncelikle iş tecrüben şunu bilecek kadar yıllanmadı sanırım. Yavrucuğum işten atılmazsan, yavrulayacak bir dişi değilsen, senin ömür billah iki hafta üst üste tatilin olmayacak en azından 50 yaşına kadar:). Şimdi derin bir nefes al, bunu hazmet önce. Tarih tekerrürden ibaret, loser’la bilenen loser olur. Allah kimseyi loser’la imtihan etmesin. Ne diyeyim…
5) Bu yazıya ne kadar hak versem az sanırım. Bir junior olarak.. Yani içime sinmeyen ama ne mevzuatta bulunan ne de yetkililerin bildigi konularda sırf müvekkil ıncık cıncık bilgi istiyor diye(ki bunlar genelde avrupalılar- kendi ülkelerindeki gibi her konuda bizde de bi mevzuat bi düzenleme var sanıyorlar) igne deliğindeki bilgiyi bulup ama yine de tam olarak soruna merhem olmayan şeyleri, süslü laf salatası haline getirip (bizimkiler buna yakışıklı bir wording diyorlar) müvekkile bi dünya laf etmeyi ve aslında hiç bişi söylemiyor olmayı gerçekten sevmiyorum. Avukatlıgı sevmiyorum. Aslında şuan bi dizi bölümü başına 10-40 bin arası alan tiplere bakıp, beynimi yediğim halde ayda 3bin tl aldıgım işime, yazık etmekte olduğum gençliğime bakıp bi yerde yanlış yaptığımı düşünüyorum ama maalesef para kazanmam gerekiyor. Peder bank sağlam değil. Belki bi gün sevdigim bi işi yapabilecek kadar param olur ve kendimi o riske atabilirim…
Anonim: böbreğine iyi bak, karaciğer de iyi para eebilir!!
6) Gerçekte de gevrek gevrek konuşan geniş kahkahlar atan yaşını almış az çapkın hala bekar birini bekliyorum. Sorum stajyerlerin , sekreterlerinin falan arkalarından poposuna bakıp bakmadığın olacak…
Anonimm: Cevabını bildiğin soruları sormak meslek hastalığı sanırım. Baktım, bakarım, bakacağım, bakmadım diyen kocanız, sevgiliniz de varsa, biraz “lie to me” seyretsin de bari mimiklerine hakim olsun. Çıkıntının her türlüsü ofis hayatının tuzu biberi.Yoksa ömür geçer miydi onca yıl…ofiste hayat kıpırtısı önünde eğilen etajerin çamaşırının deseninde saklı sanki…
Bu kadar uzun süre ara verdikten sonra şöyle afilli, müstehcen, baştan çıkarıcı, akıl çelici, mesai saatleri uzarken akla kötü şeyler getirici bir yazı yazmasam olmazdı…
Sektör hizmet sektörü. Sonuçta ister otel işlet, ister muhasebeci ol, istersen de azıcık bildiğini pek fazla ahkam kesip, özene bezene süsleyip on katına satan bir avukatcık ol. Altın kural müşteri her zaman haklıdır, esas olan da müşteri memnuniyetidir.
Tabi müşteri memnuniyetinin de çeşitli boyutları var. Örneğin hizmetinle memnun etmek (ki avukatlıkta bu oldukça zordur) sadece bir boyutudur müşteri memnuniyetinin. Yani tabi ki sonunda müşteri memnun edilmek istenir bir şekilde ama bu ille de kazanılan dava ya da damga vergisinden muafiyetle olmak zorunda mı?
Oh no!Oh no! Sunulacak şeyler bununla sınırlı olamaz, her zaman değil…let’s focus…elimizedeki malzemeyi sonuna kadar kullanmazsak ne diye verilmiş bize bu nimetler…
İlk çalıştığım ofiste, orta yaşlı ama oldukça güzel senior bir hatun vardı. Genç falan da gösterdiği yoktu, kıvam deseniz geçmişti biraz ama bilirsiniz işte, kadında o bildiğiniz şeyden oldukça fazla vardı, başka da bir numara yoktu aslında…
Yine de patronlar bu hatunun tüm projelere ucundan kenarından dahil eder. Özellikle event kısımlarına yerli yersiz çağırırlardı. Geç saatte toplantılar. Hafif dokunmalı şakalar. Bilirsiniz işte bu tipler kendilerini her zaman belli ederler. Juniorsanız sizi sıkıştırır, alakasız yerlerde, yok şunun kalçasına baktın, yok şunun memesine gözün kaydı banko topicleridir..Bir toplantıya gidersiniz, araba kalabalıktır, mutlaka arkada ortaya otururlar sıkış sıkış, sürtünmece sürtünmece…ya da hani oturuş kalkışları bir başkadır, düğmelerin arasından fırlayan göğüsler, yazın çorapsız hafif etli baldırlar, sıradan ama davetkar parfüm boca edilmiş odaları, çorabı kaçar hemen sizinle paylaşır, hmm başka başka…dokunur, sokulur, şuh kahkahalar atar, her bacak bacak üstüne atması ayrı macera…
Bu tiplerin erkek stajerden, junior avukattan şansı boldur. Hem sözü geçer, hem zaten gıklarını çıkaramazlar yeni yetmeler. Onlarla alay eder, sevgilileriyle ya da bekarlıklarıyla o kadar ilgilenir ki, ablacan-anaç-mama tadında bir huşuya boğar sizi… Müvekkil desen iki göz süzmeye tav olmaya dünden razı işten güçten baymış, konuşulanları da tam olarak anlamayan gafil bir avdır sadece, x hanım aşağı x hanım yukarı arar dururlar. xxx hanım da charge eder de eder. Bir nevi randevuevi, ama çok daha ilmi amaçlarla kullanılıyor?? ya da whatever… Hukuk bürolarının işletme mantığı bence randevuevleriyle aynı zaten, içindeki namuslular da aynı sisteme tabi, tabi bu kıyas iktisadi olarak sadece kuzucuklarım, hepiniz kötü yola düşmediniz tabi sakın korkmayın, sadece satışınız arasında fark yok gibi gibi…
Bu tiplere diş geçirebilecek insan kategorisi, (i) karşı tarafın hafif meşrep avukat dişi kişisi, (ii) kadın müvekkillerin her türlüsü, bu iki gücü birleştirip voltranı oluşturabilirseniz hafif meşrep orta emtiasından hallice büro zillisini yere serebilirsiniz. Ama bırakın nasiplensinler canım, onların varlık nedeni müşteri memnuniyeti.
Acaba bu yazıyı okuyan orta yaşlı büro zillisi olabilir mi? Pek sanmam, ama okuyorsan sana bu notum, çok fazla takılma, sabahlara kadar mesaiye kalıp üzerine yine zılgıt yiyenlere göre çok daha faziletli senin yerin:) En azından yıpranmadan eldeki malzemeyi iyi kullanıyorsun, nereye kadar giderse artık…Ayrıca patron da memnun durumdan, nabza göre şerbet…Her büroya bir türbanlı, bir zilli, bir cool, bir kaslı, bir gay lazım bu devirde…Gerekçesi belli müşteri memnuniyeti…
Bir dahaki yazı konusu üşenmezsem “müşteriyle seks ve closing/break up çakışması”…
Eskiden tüm piyasa tek tabancaların, unvanları olanların elindeydi. Bunlar zaten yanlarına tek tük insan alır, işi öğretir ama beş kuruş para vermezlerdi, lütuftular letafettiler…yanlarına karın tokluğuna çalışacak çaylaklar aldılar (bu çaylaklar şimdinin en ensesi kalınlarıdır işte, o zaman karın tokluğuna çalışırken şimdi çektikleri acıları aldıkları çeşit çeşit arabalarla evlerle avutmaya çalışıyorlar). Sonra o çaylaklar büyüdü, bu paraya çalışmam dediler, küme küme hukuk büroları kurulmaya başlandı. Uuu yüzük kardeşliği gibi (üşenmezsem bu iyi fikir, bir gün Yüzüklerin Efendisi serisiyle hukuk dünyasını karşılaştıran bir güzelleme yapabilirim). Neyse sonunda etraf irili ufaklı, hemen hemen hepsi de yurtdışında okumuş ya da yurtdışındaki sertifika programlarını llm gibi satmaya çalışan avukat profilleriyle dolu bir piyasaya bıraktı kendini.
Bu kalabalık içinde yabancı bürolar da kuruldu. Fiyakalı yabancı isimlerinin yanında yasal zorunluluk nedeniyle bir de Türk ismi aldılar. Güya bunlar sadece uluslararası hukuk alanında engin görüşlerini paylaşabilirler piyasada. Neyse bu sınırlamanın Türkiye gibi bir yerde uygulanamayacağı çok belli. Ben çatır çatır Türk hukuku müzakere eden Hollandalıya bile rastlamıştım.Neyse uzunca bir süre piyasa bu şekilde 3-4 yabancı büroyla kaldı.
Neden geciktiler, nerede kaldılar yahu derken, bu büro trafiği içinde, sonunda bu büyük pazardan nasiplenmek isteyen yeni yabancı bürolar da türedi. Eee pazar kızışınca bu sefer eleman transferi başladı. Yabancı headhunter’lar peydahlanmaya başladı. 7-8 sene önce bir tanesiyle ben de tanıştım. Hudson legal diye birşeydi sanırım. Sadece legal recruitment yapan bu firma, İstanbul’da bangır bangır pazara girmek isteyen yabancı bürolara hem partner hem de köle isauralar arıyordu. Şimdi başkaları da çıkmıştır herhalde, şu anda İstanbul piyasası arzu objesi yabancılar için…
Bu yazı nereye gidecek, başlıkla ne alakası var der gibisiniz???bu cümleyi okuyunca başlığa bir göz atmak şimdi geldi aklınıza değil mi:))
Yerel firmalar aslında ilk başta rezistans gösterse de, çoğu can atıyor bir yerinden bulaşabilmek için yeni yapılanmalara. Keşke bir ecnebi büro bizi de bulsa diye rüyaya yatanlar çokça…Tabi teklif gelmedikçe sisteme bok atmak daha cazip. Ama bir sabah kalktığında soyadının monotonluğu yerine, taa ne zaman ne diyarlarda doğrup neler yaptığını bile bilmediği Collins, Walker, Shaw, Roberts, Scott, Fisher, Bennett amcalarının kutsal emanetlerinin altına sığınmış olarak bulmak kendini tek rüyasıdır bu hırslıcıkların. Eee savaşamıyorsan, temlim ol ve zevk al…Sonrasında teslimiyeti sindirince gelsin süslü kartlar, cicili bicili antetli kağıtlar, yılda birkaç kere yurtdışında sofistike yerlerde eventler. Eee siz de kıro ve dış dünyada adı olmayan bir Türk bürosu yerine, kendinizi bir anda Smith amcanın torunu olarak bulabilirsiniz. Ahh keşke soyadı değişikliği kolay olsaydı…Genelde Türkiye’de özellikle de karı-koca patetik bürolarında, mutlaka elemanlar arasında doğru bir duruş sergilemeyi beceremeyen, kimsenin de çok hazzetmediği ama patronun kızı-oğlu olduğundan iyi geçinmeye çalıştığı aynı soyadlı çocukları olur (kızlar evlense de soyadını mutlaka muhafaza eder fiyakayı bozmamak için). İşte soyadı değişikliği kolay olsaydı, siz de Ahmet Smith, Ümmühan Bennett olmak istemez miydiniz? Yabancı arkadaşlarınız da çatlamaz mıydı? Bir düşünün…
Yakınlarda bir birleşme oldu bu şekilde. Hatta çok da “deli dolu” bir ofiste…Merakla izliyorum ecnebilerin getirdiği sistemle mevcut karmaşık sistemin mergerından ne çıkacağını. Sonuçta kimler geldi kimler geçti.. ama yabancılar gelince, anlaşmazlık halinde kapıya koymak zor oluyor. Zaten piyasada isteyeni çok, genelde size gelip sizi kovup hemen başkasını buluveriyorlar. Ama bence bu büroyu pek etkilemez, hooop yepyenisini kuruverir üstadımız, kesseler acımaz onu..
Duyduğuma göre yeni gelecekler (hatta işi çoktan pişirmişler de deklare edilmemiş sanki sadece) A&O, N&R ve daha niceleri var.
Bu seçimlerin kuruluş sahfasında etkisi olmayan ancak sonuçlarına katlanan mini minilere bir son söz. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi malesef Türk’ün gücü bu adamlar üzerinde sadece işlerine gelen ve gayri medeni konularda işliyor. Örneğin yabancılar gelince çalışma saati, yıllık tatil, kurumsal liyakat ilkeleri gibi yurtdışında körü körüne uyguladıkları birçok konuyu, anında unutup, şark kurnazlıklarına sığınıveriyorlar. Maaşlar biraz artsa da çalışma koşulları çok farklı olmuyor şeklinde özetlenebilir yani. Tabi bunların yanında bonus olarak yurtdışı seyahatleri ve memleketi satmanın dayanılmaz hafifliği de cabası…
Kuralları Türkçe’ye çevirmekle tabi ki uğraşmayacağım ama ilk yurtdışı seyahatinde bu oyundan edinmeyi planlıyorum.
” Lawsuit!TM is a fun and educational (uuuu!!!) game for adults and children ages 6 and up. Players experience and learn about the law in a fun way (scaryy”) as they make their way through law school, past the bar exam and into their own law practice and the courtroom (bence child abuse bu!!!).
The board is divided into 62 spaces. Players proceed through law school; the nitty gritty of running a law practice (hiring a secretary, paying office rent [adliyede bahşiş vermek:P]); and the ups and downs of bringing a case (preparing papers for court, going to trial). Players also land on spaces, where they are directed to pick cards describing all sorts of whimsical (and family-friendly!) case scenarios. When a LAWSUIT!TM card is chosen, a player must decide whether to accept the result or appeal it. On an appeal, a player may double or even triple his award—or lose some or even all of it!
Instead of advancing when it’s their turn, players may also choose to settle a case by drawing a SETTLEMENT card. Like appealing, settling a case can result in gaining—or losing—part or all of one’s recovery.
Players may also double the stakes by “buying in” to a partnership. All awards “and costs” are doubled for partners. Whether or not to become a partner is therefore a key strategic decision [hırsına yenik düşmeyecek babayiğit Türk avukat tanımıyorum ben, partnerlık olsun da para kazanılmasa da olur:)], and adds to the suspense and intrigue, as everyone wonders whether it will pay to become one.
Lawsuit!TM was created by Tina Eskreis Nelson, an attorney and a mom [haydi bre androidzella’lar sizden de şöyle bir vintage sultanahmet chronicles çıkmaz mı??], as a Father’s Day gift for her husband, to teach their three children a little bit about what their dad (and mom) do as attorneys [bence terapötik bir etkisi olması umulmuş…]. Among the many accolades it has received, Lawsuit!TM has been named as Creative Child Magazine’s 2007 Game of the Year.